All posts by admin

Zombi

Zombiyi Kim Buldu?

Zombi Nedir ve Gerçekte Var Mıdır?

Zombiler gerçekte var olmayan kurgusal şeylerdir. Özellikle de bunu izlediğimiz film ve dizilerde görmemiz mümkündür. İnsanların cesetlerinin tekrar canlanması şeklinde gerçekleşen bir durumdur. Bu kişilere de zombi adı verilmiştir. Bu konuda yazılmış, çizilmiş pek çok şey bulunuyor. Bu olay Zombi Haiti folkloru adı verilen bir durumdan geliyor. Haiti folk kültürü denilen kültürde ölüleri canlandırma büyü ile yapılıyor. Bu yapılan büyü ile istediğiniz ölen kişiyi geri getirebiliyorsunuz. Fakat zombi olarak adlandırdığımız şekilde geri geliyor.

Fakat günümüzde olan zombi karakterlerinin kurgusunda büyü diye bir şey yoktur. Daha çok radyasyon, virüs gibi değişik şeylerle ortaya çıktığı bilinir. Bu şekilde de tasvir edilerek filme, diziye ya da çizgi romanlara işlenir. Zombi kelimesini ilk defa bir şair kullanmıştır. Daha sonralarda ise voodoo zombi kavramı ortaya çıkmıştır. Haiti kültleri arasında bu olay diriltilen insanları konu edinir. Bu olay bir kitap içerisinde anlatılır. Belli bir zamandan sonra artık günlük konuşma diline de bu kelime girmiştir. Zombi kelimesini Türkçede ölmüş ve sonradan dirilmiş olan insan olarak tanımlayabiliriz.

İlk Zombi Filmi Ne Zaman Yapıldı?

1932 yılında Beyaz Zombi adında bir film yapılmıştır. Bu film tür olarak korku filmidir. Film içinde zombiler vardır. Bu zombiler büyünün etkisi altından kalmışlardır. Bu tarihten itibaren yine birkaç zombi filmi yapılmaya devam etmiştir. Günümüze gelindiğinde ise bu türde işlenen filmlerin yanı sıra çok meşhur olan diziler bile çekilmiştir. Zombiler gittikçe farklı bir çizimle farklı görünümler de elde etmiştir.

Zombiler aslında zaman geçtikçe daha modern bir kavram içerisine oturtulmuştur diyebiliriz. Hatta Ben Efsaneyim filmini de izleyebilirsiniz. Bu film zombileri ele alan güzel film önerilerinden bir tanesi olabilir. Zombilerin istilası üzerine kurulu pek çok senaryo da yazılmıştır. Hiçbir gerçekliği olmayan bu durum ne kadar kurgu da olsa bazen insanlar inanabiliyor. Zombiler karakter olarak da oldukça çirkin ve ürkütücü yaratıklardır.  Farklı şekillerde, farklı çizimlerle birçok çeşit zombi örneği görmeniz mümkündür. Bu tür kurgu karakterlerini seven kişiler için film ve dizileri izlemek oldukça keyifli olabilir.


Zippo

Zippoyu Kim Buldu?

Zippo metalden yapılan ve bittiğinde tekrar doldurulma özelliği olan bir çakmak çeşididir. Manufacturing Şirketi aracılığıyla imalatı yapılıyor. Metalden yapılsa da birçok değişik renk ve çeşitleri bulunuyor.

İlk defa 1933 yılında ortaya çıkan zippo çakmağı, yakarken çıkardığı fermuar sesi efektinden dolayı bu adı aldı. 1936 yılında patenti alınarak çoğaltılmaya başlatıldı. Bu çakmaklar İkinci Dünya Savaşı’nın gerçekleştiği dönemlerde ABD’li askerler tarafından epeyce ilgi odağı oldu. Daha sonra üretimin durdurulma kararı alındı ve ABD ordusunun isteklerine göre baştan üretildi. İlk zamanlar metalden yapılsa da metal sıkıntısı çekildiğinden dolayı çelikten yapılmaya karar verildi. Vietnam savaşının olduğu sıralarda askerler tarafından tercih ediliyordu. Bunun asıl amacı ise nişan amacıyla zippo çakmağı ödül olarak veriliyor olmasıydı. Günümüzde zippolar koleksiyoncular tarafından biriktiriliyor ve onların vazgeçilmezleri konumundadırlar.

Savaşlar bittikten sonra bu çakmaklar şirketlerin reklam yüzü oldular. Zippolar üretilirken üzerine basılan desenlerle ilgili sanat adına birçok çalışma yapıldı. Teknoloji günümüzde her ne kadar değişse de bu çakmağın imalatı her zaman aynı kaldı.

2002’de hedeflenen değişik amaçlar sayesinde üretim alanı genişledi. Bugün hala var olan Zippo Müzesi’nde bu çakmaklar halk için sergilenmektedir. Üstelik insanlar beğendikleri çakmakları da para karşılığında sergiden alabiliyorlar. İlk üretime geçtiği andan bu yana 500 milyondan fazla zippo çakmağı yapılmıştır.

Zippo Çakmak Yakıtı Hakkında Bilgi

Diğer gazlar ile kıyasladığımızda daha akışkan bir yapıdadır. Aslında buna benzin demek daha uygun olacaktır. Hiçbir yakıt türüne benzemeyen zippo yakıtı, temas halinde bulunduğumuz takdirde cildimize zarar verebilir. Bundan dolayı eğer bize değerse o bölgeyi anında temiz su ile yıkayıp arındırmak gerekir.

Bakımı Nasıl Oluyor?

Yuvanın aşağısındaki keçeyi açıp pamuğa alınan benzini sıkarsanız doldurma işlemini gerçekleştirirsiniz. Ancak buradaki en önemli madde, pamuğun kapasitesinden daha çok benzin koymamanız ve zaman zaman da o pamuğu değiştirmeniz gerekiyor.

Nasıl Kullanmalıyız?

Anlatılacak pek de bir kullanım detayı yoktur. Ancak dikkat edilmesi gereken bazı durumlar söz konusudur. Bu çakmağı kullandığınız zaman başkalarına hava atmak için yapılan hareketler sergilemeyin. Eğer o esnada çakmak yere düşerse kapağı kırılır ve benzini çok kısa sürede tükenir.

Yazmış olduğumuz bu yazımızda zipponun icadına ve ne olduğuna değindik. Keyifle okumanız dileğiyle.


Zımba

Zımbayı Kim Buldu?

Zımba Nedir Ne İşe Yarar?

Zımba dediğimiz alet genellikle kağıtların bir arada durması için kullanılır. İçine zımba teli adını verdiğimiz küçük bir tel koyulur. Zımbalar hayatımızın her alanında rahatlıkla görebileceğimiz aletlerdir. Özellikle ofis ve okul ortamlarında daha sık kullanılır. Evrak ve fotokopi işleri oldukça fazla olduğu için bir arada tutturmak adına oldukça kullanışlı bir şeydir.

Zımba denilen alet sadece kâğıt tutturmak işine yaramıyor. Adı aynı ama kullanım alanlarına göre de şekli değişebiliyor. Örneğin; mobilya alanlarında koltuk yüzü kaplarken, zımba ile tutturuluyor. Fakat o tarz alanlarda tercih edilen zımbaların boyutları değişebiliyor.

Zımbaların değişik şekillerde olduğunu bulmamız mümkün olduğu gibi iki farklı biçimi de var. Manuel olarak kullanılan ve elektrikli olarak kullanılmak üzere iki farklı kısma ayırabiliriz. Bu iki farklı çeşitte de birçok model ve renk seçeneği bulunuyor. Kullanılan zımbaların boyutuna göre de zımbaladığı kâğıt sayısı değişebilir.  Bazıları aynı anda 30 kâğıt zımbalarken bazıları 50 kâğıt zımbalayabilir.

Modern Zımba Nedir?

Günümüzde oldukça yaygın olarak kullandığımız bir zımbadır. Oldukça kolay ve kullanışlı olarak işe yararlar. Hemen her yerde görebileceğiniz zımba çeşididir. Hatta evinizde bile kağıtlarınızı tutturmak adına kesinlikle çoğu kişide bulunabilen bir alettir.  Farklı farklı boyutlarda zımbalara erişmek mümkün.

Cerrahi Zımba Nedir?

Cerrahi zımba dediğimiz zımbalar ise ameliyathanelerde yapılan işlemler sonrasında kullanılır. Genellikle derinin kapatılması için yardımcı olan bir alettir. Dikiş yerine tercih edilen yöntemlerden bir tanesidir. Sterilize edilmiş şekilde olan kartuşlar kullanılır.

Zımbayı Kim İcat Etmiştir?

Aslında tam olarak kimin yaptığı bilinmiyor. Ama tarih içinde yapılan ve ilk kullanılan zımbanın 18. Yüzyılda olduğu biliniyor. Hatta o dönem yaşayan Kral Louis için yapıldığı biliniyor. Özellikle o zamanlarda Fransa’da kullanılan kağıtlardan ötürü bunları bir araya toplamak önemli bir hale gelmişti. Bu işlevi görmesi adına oldukça mantıklı bir icat olmuştur.

1866 yılında ise George McGill, modern zımbaya öncü olacak bir tutturucu yapıp, patentini almıştır. Sonlarda zımba teli için C.H. Gould patent almıştır.

Fakat 1877 yılına gelindiğinde ise Henry R. Heyl, tek seferde zımbalama yapan bir alet için patent aldı. Hatta bu yüzden zımbanın asıl mucidi olarak onu görenler de bulunuyor.


Zil

Zili Kim Buldu?

Zil Nedir?

Zil, değişik şekilde ses çıkaran bir alettir. Genelde kullanılan ziller yuvarlak ve konik bir biçimde olur. Dökme metal dediğimiz bir şekilde yapılmıştır. Orta kısmında sallantılı bir şekilde olan metal, ucu top şeklinde olan düz bir çubuğu bulunur. Kenarlardan ufak bir vuruşta bile ses çıkarır. Bazı ziller hem seramik hem e camdan da yapılabilir. Bu zillerin kullanım alanları ise oldukça değişkenlik gösterebilir.

Özellikle de bu zillerin büyük olanları kiliselerde görmek mümkündür. Tarihte bu ziller ve çanların çalınması dini olan törenlerle alakalıdır. Daha çok dinsel ibadetler yapılacağı zaman insanları bir araya toplamaya yarar. Bazı önemli zamanlarda ise kişileri anmak adına zil çalınabiliyordu. Bu durum da barış ve özgürlükle alakalı tutuluyordu.

Günümüzde zillerin ufak şekilde olanlarını kıyafetlerde bile görmek mümkün. Sallandığı zaman ufak sesler çıkarıyorlar. Hayvancılıkla uğraşan kişiler de hayvanlarını kolay bulmak adına boyunlarına orta büyüklükte bir zil takarlar.

Peki, Zili Kim Buldu?

Çanların geçmişine bakacak olursak aslında oldukça eski zamanlara dayanıyor. Özellikle de Asya tarafında Çinliler tarafından kullanıldığını söylemeyebiliriz. M.Ö 3 binli yıllarda kullanıldığı yapılan arkeolojik kazılarda tespit edilmiştir. Bazı kazılarda ise çanak çömleklerden yapılma ziller bile olduğu bulunmuştur. Batı Asya taraflarına gelindiğinde ise zillerin ortaya çıkması yaklaşık olarak M.Ö 1000 yılına denk geliyor.

Eski zamanlarda kullanılan bu ziller köpeklerin yakasında bile kullanılmıştır. Batıda bulunan çanlar aslında daha çok kilise çanı olarak kullanılıyor. Bu çanlar sabit bir şekilde bulunuyor. Çanların hareketi bir ileri bir geri şeklindedir. Hatta oldukça büyük olan çanları çalmak adına ip bağlanıp sallanılması ve ses çıkarılmasına yardımcı olunurdu. Fakat artık kilise çanları gibi büyük çanlar daha çok otomatik bir şekilde çalabiliyor. Bu yüzden bu yorucu işle pek uğraşılmıyor diyebiliriz.

Orta çağ zamanlarda kullanıldığı bilinen çanlar ise bronzdan yapılıyordu. Fakat daha sonralardan bronza kalay karıştırılarak çanların yapısı değiştirilmiştir. Çan metalinin alaşımı oldukça iyi yapılmalıdır. Bu konuda iyi olarak bilinen kişiler Çinliler ve Türklerdir. Çan sesleri oldukça uzak mesafelerden bile duyulabilir. Hatta saat kulelerinde bulunan çan sesleri saati belirtmek için kullanılır. Genelde zil çaldığı zaman saat tam demek oluyor.


Zeytinyağını

Zeytinyağını Kim Buldu?

Zeytinyağı Nedir ve Nerelerde Kullanılır?

Zeytinyağı hepimizin mutfağında kullandığı ve daha sağlıklı olan yağlardan biridir. Akdeniz’de bulunan o güzel zeytin bahçelerindeki zeytinlerden elde edilir. Zeytinyağı, zeytinlerin ezilmesi yoluyla çıkarılır. Kızartmalarda, sos olarak ya yemeklerde bunu rahatlıkla kullanabiliriz. Hatta zeytinyağı o kadar yaygın kullanılır ki kozmetik, ilaç ya sabun yapımlarında bile tercih edilebiliyor. Zeytinyağlı sabun kullanmayı seven çok fazla kişi de vardır herhalde. Bu yağdan yapılmış sabunlar ve duş jelleri de oldukça ilgi görüyor.  Kullanılan geleneksel yağ lambalarında ise yakıt görevi görür. Bu yağ sağlıklı yaşam içinde de oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu sayede doğal zeytinyağını diyet yapan pek çok insan kullanıyor.

Ne Zaman Ortaya Çıktı?

Zeytinyağının elde edildiği bu zeytin ağaçları yaklaşık olarak M.Ö 8 binli yıllardan bu zamana kadar Akdeniz ve çevresinde yetişiyor. Dünya üzerinde en çok zeytin üretimi yapan ülke ise İspanya’dır. Daha sonra İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde onu takip ediyor. Zeytinin en çok tüketim yapıldığı yerlerden biri de Yunanistan’dır. Zeytinyağı en az aside sahip olan asitlerden oluşur.

Zeytini kimin bulduğu kısmı ise aslında çok karmaşıktır. Daha önceden de belirtmiş olduğumuz üzere M.Ö bile zeytin yetiştirip toplama gibi bir durum vardı. Yani bu zamanlarda da Neolitik çağda yaşayan insanlar tarafından toplanmış olabilir ancak. Kesin olarak yabani zeytin ağaçları nasıl ve nerede doğallaştırıldı bilinmiyor.

Zeytin üretiminin pek çok yerde yapıldığına dair kanıtlar bulunuyor. Günümüzde İsrail ve Filistin’in yer aldığı ülkelerin yerinde bile zeytin yetiştirildiğine dair kanıtlar vardır. Buralarda da toplanan zeytinlerden zeytinyağı yapılmıştır. Zeytin yetiştiriciliği her ne kadar eski olsa da zeytinyağının tam olarak çıkarılışı M.Ö 4 binli yıllardır diyebilir tam olarak. Girit Adası’nda bile zeytin yetiştirip yağ elde etmişlerdir. Zamanında bu zeytin ve zeytinyağı yetiştiriciliği ekonomik olarak adaya katkıda bulunmuştur.

İlk çıkarılan yağ ise şimdiki gibi yağ çıkarma makineleriyle değil elle ezilerek çıkarılmıştır. Daha sonralarda ise yağ çıkarmak için değirmen benzeri bir şey kullanıldığı da biliniyor. Sonralarda pres makineleriyle beraber yıl içinde oldukça fazla zeytinyağı çıkarılmaya başlanmıştır. Bulunan bu eski pres makileri hala kullanılmaya devam ediliyor.


Zeytin

Zeytini Kim Buldu?

Zeytin, hepimizin kahvaltılarda oldukça severek tükettiği bir yiyecektir. Hatta zeytinin çok fazla çeşidi bile bulunuyor. Günümüzde genellikle Akdeniz ve Ege Bölgesi’nde zeytin yetiştiriciliği yapılıyor. Hatta bu bölgelerde yetiştirilen zeytinler sadece zeytin olarak sofralara gelmiyor. Zeytinyağı da elde ediliyor. Zeytin, genellikle küçük ağaçlarda yetişir. Tarih olarak zeytin yetiştiriciliği oldukça eskiye dayanıyor aslında.

Nerede Ortaya Çıktı?

Yaklaşık 7-8 bin yıl öncesinde Akdeniz Bölgeleri içinde zeytin yetiştirildiği biliniyor. Fakat fosillere bakıldığında zeytin ağaçlarının aslında çok daha eski hatta milyonlarca yıl öncesine dayandığı söyleniyor. İtalya ve Akdeniz Havzası’nın olduğu kısımlara denk geldiğini söyleyebiliriz.

Yenilebilir zeytinlerin asıl varoluş zamanı 5-6 binlik bir zaman dilimine karşılık geliyor. Antik çağda bulunan insanların mezarlarında ise zeytinle ilgili bazı bilgiler de elde edilmiştir. Oldukça eskiye dayanan bu zeytin yetiştiriciliği günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.

Zeytin Nasıl Yetişir?

Zeytin ağaçları çok büyük olmayıp çalıya benzer. Biraz dikenli ağaçlardır. Üzerinde bulunan meyveleri ise oldukça küçüktür. Zeytin ağaçlarının yetişmesi için sıcak bir iklim koşulu olması gerekiyor. Bu yüzden Türkiye’de zeytin yetiştiriciliği de Akdeniz ve Ege taraflarında yapılır. Bu bölgelerin iklimleri zeytin ağaçlarının büyüyüp mahsul vermesine oldukça müsait kısımlardır. İyi bakılan zeytin ağaçları oldukça uzun bir süre boyunca yaşayabilir. Bakımı yıl içerisinde belli zamanlarda yapılmalıdır. Verimlilik artışı ve kalite açısından da bu oldukça önemli bir durumdur. Boyutları en fazla 8-9 metreye kadar ulaşır. Ortalama olarak 5 ile 8 metre arasında büyür. Ama sürekli mahsul alınacaksa 4 metre boyunda kalması daha iyidir. Zeytin ağaçlarından toplanılan zeytinler sadece sofralara zeytin olarak gelmez. Zeytinler tam anlamıyla olgunlaşmamış olması lazım. Bu sayede zeytinyağı çıkarılabiliyor. Yenilmek üzere toplanılan zeytinlere ise alkali su ile uygulama yapılır. Tuz içerisinde korunur. Genelde su ile işlem yapılır.

Türkiye’de zeytin üretimi tam olarak 1970’li yıllardan sonra ön plana çıkmaya başlamıştır diyebiliriz. Her yıl oldukça fazla ve kaliteli mahsuller alınıyor. Üretim yıldan yıla haliyle değişebiliyor. Mevsimsel olarak görülen etkiler olsun toprağın ve ağaçların bakımı olsun bunların hepsi çok önemli. Zeytinin yeri hayatımızda oldukça önemli olduğu için uzun yıllar boyunca da zeytin üretimine devam edilecek gibi duruyor.


Yürüyen merdiven

Yürüyen Merdiveni Kim Buldu

Yürüyen merdivenler pratikliği ve rahatlığı açısından hayatımızda önemli bir yere sahiptir. Çok fazla basamak çıkmak yerine yürüyen merdivenleri kullandığımızda işimizi daha çabuk hallederiz ve zamandan tasarruf yapmış oluruz. Özellikle yaşlılar için ve merdiven çıkarken zorlanan kişiler için oldukça kolay bir uygulamadır. En çok da alışveriş merkezlerinde yerini almaktadır. Asansör gibi çok önemli ve etkisi büyük olan asansör bir taşıma aracı olarak kabul edilir. Güçlü ve konforlu bir mekanizma olan yürüyen merdiven alışveriş merkezi ve iş merkezi gibi pek çok yerde kullanılabilmektedir. Metro istasyonu ve tren istasyonlarında da yer alan yürüyen merdivenler insanları bazen tembelliğe sürüklese de rahatlığı açısından vazgeçilmez bir seçenektir. Bazen aşırı yorgun oluruz ve merdivenleri çıkmaya halimiz olmaz. Bu anda eğer bulunduğumuz yerde yürüyen merdiven varsa işimiz kolaylaşır. Basamakları sürekli halde dönme hareketinde bulunan bir mekanizmaya sahiptir. Yürüyen merdivenler elektrikle çalışır. Üzerlerine basılarak insan taşınmasını sağlayan bu makineler daha çok hasta, merdiven çıkmakta zorlanan yaşlı ve çocuklarda, ilgili bir engeli bulunan kişiler tarafından tercih edilmektedir. Özellikle vücudunda yürümesini ve merdiven çıkmasını engelleyen ve zorlayan bir sebebe sahip olan kişiler için yürüyen merdiven çok yararlı bir buluştur. Hamile ve yaşlılar da yürüyen merdiveni oldukça çok kullanmaktadır.

Yürüyen Merdiven Nedir, Neye Yarar?

Yürüyen merdivenler sahip oldukları mekanizma sayesinde üzerinde yer alan insanları inip çıkartmaya yarayan ve katlar arasında ulaşımı sağlayan makineler olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaygın kullanıldığı mekanlar özellikle avm ve iş yerleridir. Çeşitli tren istasyonlarında yerini korumaktadır.

Yürüyen Merdiven Çeşitleri Nelerdir?

Yürüyen merdivenler markalarına göre çeşitli kategorilere ayrılmaktadır.

  • Kone yürüyen merdiven
  • Yürsan yürüyen merdiven
  • Löher yürüyen merdiven
  • Otis yürüyen merdiven
  • Ake yürüyen merdiven
  • Schindler yürüyen merdiven

Yürüyen Merdiveni Kim Buldu?

Yürüyen merdiven ilk defa 15 Mart 1892 senesinde New York’ta W. Reno isimli kişi tarafından yapılmıştır. İlk kullanıldığı de Coney Island olmuştur. Gerçek anlamdaki ilk yürüyen merdiven de Charles A.Wheeler tarafından 2 Ağustos 1892 tarihinde yapılmıştır. Kendisi Amerikalı bir mucit olarak tanınmaktadır.


Yoyo

Yoyoyu Kim Buldu?

Yoyo çocukların çoğunun severek oynadığı güzel ve değişik bir oyuncaktır. Fakat Filipinler’de bu oyuncak dediğimiz şey hayvanların ayaklarına bağlanırdı. Ava aracı olarak kullanılırdı. Hatta kenarları keskin ve çivilenmiş bir şekilde olurdu. Yaklaşık yirmi metre kadar bir iple bağlanırdı. Bu sayede de avlanmak kolay oluyordu. Yoyo, Filipinlilerin dilinde geri dön anlamına geliyor.

Yoyoya oldukça benzer şekilde olan bir oyuncak ise Çin’den hem İngiltere hem de Fransa’ya gelmişti. Tabi isimleri değişikti. Cumhuriyet yıllarının başlarında ise yoyo dalgası Türkiye’ye gelmişti. Her yeri sarmaya ve çılgın bir furya haline dönüşmeye başladı. Hatta yoyo adına bestelenmiş olan şarkılar bile vardır.

Yoyo akımı neredeyse bütün dünyayı etkisi altına aldı diyebiliriz. Fakat bir süre yoyo çılgınlığı sakin bir dönem geçirdi. Fakat aradan çok uzun bir zaman geçmeden yine herkesin elinde dolanmaya başladı. Yoyolar başlarda ahşaptan yapılıyordu. Sonraki zamanlarda ise plastikleri üretilmeye başlandı.

Yunanlılarda Yoyo Zaten Varmış

Eski zamanlara bakıldığında bile Yunanlıların vazolarının üstünde yoyo ile oynayan çocukların resmedildiği görülüyor. Yunanlılar eskiden taştan yoyolarla oynarlarmış. Hatta Yunan çocukları çoğunlukla oyuncaklarından vazgeçmişlerdir. Ellerinde bulunan oyuncakları aile sunağı adı verilen sunağa sunmayı tercih etmişlerdir. Yaptıkları bu eylem tamamen ailelerine olan saygılarından ötürüydü.

Donald Duncan Yoyoyu Ticari Marka Olarak Aldı

Özellikle 1920’li yıllarda yoyonun yaygınlaşmasıyla beraber Donald Duncan ismini korudu. O zamanlardaki avcı diski dediğimiz şeyleri oyuncak haline getirmeyi başardı. Yoyoyu Duncan bulmadı. Ama Yo-Yo adını ticari bir marka olarak kullanmak için aldı. Duncan o zamanlarda geleneksel olan yoyonun yerine farklı bir tasarımı olan kelebek şeklinde yoyo yaptı. Bu şekilde yakalanmasını da kolay bir hale getirmiş oldu. Yoyo ile oynayacak olan ve değişik hareketler yapmak isteyen kişiler için oldukça iyi bir tasarımdı aslında. Duncan kurmuş olduğu fabrika ile birçok yoyo üretimi yaptı. Saat başında neredeyse 4000’e yakın yoyo üretimi yapılıyordu. Yoyo, 1800’lü yıllarda ise Doğu’dan Avrupa’ya kadar ulaştı.

Pedro Flores Üretimini Yapmaya Başladı

ABD’de yaşayan insanlar 1860 yıllarında yoyo ile oynamaya başladılar. Flores, bu isimle bir oyuncak üretimi yapmaya başlamıştı. Yoyo üretimi yapan ilk kişi olmuştur diyebiliriz.


yoğurt

Yoğurt

Besin değerleri son derece yüksek olan yoğurt, bireylere sağladığı büyük faydalar ile de tüm dünyayı cezp ediyor. Bir süt ürünü olan yoğurt, yüzyıllardır dünyanın pek çok yerinde yaygın bir biçimde kullanılmış ve kullanılmaya da devam ediyor. Çeşitleri bulunan yoğurt, içecek olarak da kullanılıyor. Peki ilk kim buldu bu yoğurdu, nasıl yapılır ve çeşitleri, insana sağladığı faydalar nelerdir gelin hep beraber inceleyelim.

Yoğurdu İlk Kim Buldu?

Bir süt ürünü olan yoğurt, lastik asit değerleri ile mayalanarak elde edilir. Çok uzun yıllardır milli bir içeceğimiz olan ayran da yoğurttan elde edilir. Yoğurdun ilk olarak ne zaman, nasıl, kim tarafından icat edildiği kesin olarak bilinmemekle beraber dünyanın pek çok yerinde farklı zamanlarda kullanılmaya başlamıştır. Amerika Birleşik Devletlerinde yaklaşık 50 sene önce kullanılmaya başlayan yoğurt, Avrupa’da ise 20.yy’ın henüz başlarından beri keşfedilmeye ve mayalanmaya başlamıştır. Genel olarak yoğurdun yaklaşık bin yıl önce Türk milletleri tarafından yapıldığı ve yenildiği de yadsınamaz bir gerçektir. Türkler 16. yüzyılda, tedavi amacında kullanılmak için Fransa’ya götürülen yoğurt, yiyecekten daha çok sağlık amaçlı kullanılıyordu. Dünya tarafından yoğurdun tanınması ve ne amaç için kullanılması gerektiği de genel olarak 20.yüzyılın başlarından itibaren anlam kazanmaya başlar.

Yoğurt Nasıl Yapılır?

Yapılışı son derece kolay olan yoğurt, uzun yıllardır pek çok yemek yapımında ve içeceklerde kullanılmıştır. Süt pişirildikten sonra, yoğurt mayası ilave edilerek yaklaşık 4 saat kadar yoğunlaşması beklenir. Ekşimsi bir aromaya sahip olduktan sonra, yoğurdun peltemsi bir yapıya sahip olana kadar beklenir. Yoğurdu elde edeceğiniz sütün seçimi dayanıklılık açısından ve daha pek çok açıdan son derece önem teşkil eder. Çeşitli hastalıkların oluşmasını sağlayan faktörleri engellemek adına, yoğurdu yeterli kıvama getirmek ve hammaddede bulunan yağı olabildiğince yumuşatmak için süt güzelce ısıtılır. 30 dakika kadar ısıtacağınız sütün homojen dengesini de iyi ayarlamanız gerekir. Elde edeceğiniz yoğurdun ısı işlemini tamamladıktan sonra soğutmaya bırakabilirsiniz.

Yoğurdun Çeşitleri Nelerdir?

  • Aromalı yoğurt
  • Bioghurt
  • Reform yoğurt
  • Silivri tipi yoğurt
  • Adi yoğurt
  • Kaymaklı yoğurt
  • Meyveli yoğurt

Yoga

Yogayı Kim Buldu

Yoga, “bir sanat ve bilim olarak”; yolunda meydana getirilen hiçbir çabanın boş olmadığı, ferdin tam bir bilinç arasında evrenle bütünleşerek yaşaması yoludur.

Tüm insanlığa ilişkin bir felsefedir. O evren ile birlikte kendini bularak tamlık, bütünlük, sükunet, huzur ve evrenle iletişim içinde bulunabilmek şeklidir. Günümüzün karmaşasında Yoga, insanlığa mucizevi bir kaynak sunar. Bu kişinin varlığında bulunan öz benliğinin bulunması ile gelişir. Çoğunlukla stres azaltma metodudur. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal açıdan insanın gevşemesini sağlar. Mesela Hatha Yoga sayesinde vücudun ve zihnin toplam yorgunluğunu alıp sizin gevşemenizi sağlar.

Düzenli olarak meydana getirilen Yoga çalışmaları ferdin bir şifa aracı olması, şahsi değişime, bireyin, başkalarını da dikkate alarak kalbin ve zihnin açılması yolu ile varlığın yüceltilmesi ve üstün öz değerlerine yetişmesi mümkündür. Milat’tan ortalama 2000 yıl önce İndus havzasında gelişmiş bir toplum yaşamaktaydı. Yoga çalışmalarına ilişkin ilk emareler M.Ö: 5000 ile 1200 arasına rastlar.

Felsefesi

Temel kaynaklarından bir öteki de Mahabharata Destanı ve bilhassa onun bir bölümü olan Bhagavat Gita’dır Bunların içinde Yoga’ya ilişkin referanslar bulunmaktadır.

Günümüzde, Pakistan’da bulunan şark Belucistan bölgesinde yeni oluşturulan kazı alanlarındaki kazılarda, Kaliforniya’daki Stanford kadar büyük bir yerleşim merkezi ortaya çıkmıştır. Mehrgarh olarak adlandırılan bu yerleşim yeri ilerideki uygarlık için önemli bir yerleşim yeri olarak kabul edilir. Mehrgarh’ın dönemine nazaran dev sayılacak nüfusu 20.000 şahıs kadardı. Bu yerde gerek endüstriyel üretim oldukça önemli bit yapı taşıydı. Geniş pazar yerleri sayesinde birçok ticari anlamında gelişmeler yaşanmaktaydı. Pamuk ve pamuklu üretim tezgâhları sayeinde ticari anlamda ilerlemeler bulunmaktaydı.

Teknolojik incelemelerin yapıldığına dair bulgular vardır. Özellikle muhtelif kapların seri üretimine en iyi halde geçilmişti. Burada sanatın da yücelendiği bilinmektedir. Özellikle tabletler üstüne çeşitli figürler yapılmıştır, bunlarda yoga ya ilişkin ilk çizimleri görüyoruz. Felsefe çalışmalarının da bu dönemde çalışmaların başladığı belirlenmiştir. Bu uygarlığa İndus-Sarasvati ismi verilmiştir. Doğanın gözle görülür her varlığın gözlemlenmesi ve bireyle olan donanmasına dayalı felsefe sistemi gelişmeye daha bu dönemde başlamıştır.